Monday, 17 February 2014

Beyler, hanımlar, 
çoğa sittin sene yaranamayanlar;

Karşınızda hassas anarşi: danışıklı dövüş.
Kendilerine münasip bir yer kollayanların dövüşü
anaları bacıları incitmeyen sövüşü.
Onlar ki gardlarıyla, sopalarıyla
diz üstünden bıyık altına sürünmek yoluyla
en tatlı darbelerini gizleyecek,
-sakın ha- neye yarar düşünmeyecek
itaat
hizmete mi, hezimete mi;
başkaldırı
barışa mı, savaşa mı,
sofraya oturan nimete mi,
nimet verenle anlaşmaya mı
dönüşecek.

Dövüş ki ne dövüş -aman ha-
her birine on parmak verdi icaben
- her birinde bir parmak var idi evvelden -
olur ya zayiat olur, 
kalem kırılır, gard tutulur,
tek bir başa evrilebilsin diye
her bir parmak
münasip son geldiğinde.

Şimdi müzmin bir kabızlıkla on-bir-lerce parmak
bu büyük başta, danışıklı dövüşte
boyun eğmekle boyu devrilmek arasında
gidip gelmekte,
anaların ve bacıların sahip çıkamadığı
tatlı süt koyunları ve günah keçileri ülkesinde.
Çünkü bu, diyorlar ki, dövüşün danışıklısı,
anarşinin hası değil, hassası
-siz deyin, insan evladının doğası-
Bizim içinse, beyler, hanımlar,
konunun -haşa- dışında kalanlar;
karşımızda dövüşmeden alacağını bilen
yaman itidal.